TR Doktor

Sorunlarla Başa Çıkmada Psikolojik Dayanıklılığın Etkisi

Duygular, kişinin hem düşünce yapısını hem de davranışlarını etkileyen önemli bir etkendir ve kişinin yaşamına yön verme gücüne sahiptir. Olumlu duygular (mutluluk, neşe, sevinç, coşku vb); kişinin kendini iyi hissetmesine, zihinsel işlevlerinin artmasına, daha enerjik davranmasına ve yüksek performans göstermesine yardımcı olur. Olumsuz duygular (keder, kaygı, stres, endişe vb) ise;  kişinin enerji kaybı yaşamasına, bedensel rahatsızlıkların ortaya çıkmasına, zihinsel işlevlerinin zayıflamasına yol açar.

Kişinin herhangi bir konuda kayıp yaşaması, örneğin bir yakınının vefat etmesi, işini veya özgürlüğünü kaybetme, sağlık sorunları yaşama, doğal afetler, terör saldırısı gibi aniden ortaya çıkan felaketlere maruz kalma durumu ve buna benzer pek çok yaşantı zorlu hayat deneyimleridir. Bu deneyimler karşısında pek çok kişi; yoğun bir duygu durumu yaşar ve hissettiği duyguya göre farklı tepkiler gösterir. Başlangıçta oldukça zor olan bu hayat deneyimlerine zamanla uyum sağlama süreci yaşansa da bu süreç bazı kişiler için büyük zorlanmalara yol açar.

Kişinin kendini toparlaması, yaşadığı olumsuz olayların üstesinden gelmesi ve eski haline dönebilmesi psikolojik dayanıklılık düzeyi ile ilgilidir. Ayrıca kişinin hayatındaki birtakım belirsizliklerle, öngörülemeyen durumlarla, karşılaşılan engellerle baş edebilme yeteneği psikolojik dayanıklılık düzeyine bağlıdır. Kişinin psikolojik dayanıklılık düzeyi ne kadar yüksekse, kişinin yaşadığı olumsuz durumu atlatması o kadar kolay olur.

Psikolojik dayanıklılık 2 süreci içermektedir. Uyum sağlama ve başarı süreci. Kişinin, yaşadığı sıkıntılı durumlara (kayıplar, ailevi sorunlar, sağlık sorunları, ekonomik sorunlar vb) karşı uyum sağlama sürecini gerçekleştirmesi uyum sürecini; yine bu sıkıntılı durumlar sonrasında toparlanması ve yaşanan sıkıntıların üstesinden gelmesi de başarı sürecini tamamladığını gösterir.

Peki psikolojik dayanıklılık nasıl artırılır?

Psikolojik dayanıklılığın gelişmesini sağlayan özellikler;

  • umutlu olmak,
  • güçlü duyguları ve dürtüleri yönetebilmek,
  • olumlu düşünmek,
  • kendini ve dış dünyayı kabul etmek,
  • çözüme odaklanmak,
  • iletişime ve sosyal desteğe açık olmak,
  • beslenmeye ve uykuya özen göstermek.

Umutlu olmak: Kişinin hayatındaki olumsuz olaylar veya yaşadığı zorluklar sonucunda ulaşmak istediği amaca ulaşacağına, bununla birlikte yaşadığı zorluğun er ya da geç biteceğine dair taşıdığı inanç ve duygu durumudur. Kişi umudunu koruduğu sürece yaşadığı zorluklara karşı dayanma gücü artar.

Güçlü duyguları ve dürtüleri yönetebilmek: Yaşanan olumsuz durumlar karşısında kişinin üzüntü, öfke, acı, şok, kaygı gibi duygular yaşaması olağandır. Önemli olan bu duyguların, kişinin kendisine veya çevresine zarar vermeden yaşanması ve yönetilebilmesidir. Duygular çok yoğun iken, beynin muhakeme, analiz ve sorgulama kısmı zayıflar veya devre dışı kalır. Böyle bir durumda sağlıklı kararlar almak veya sağlıklı davranışlar sergilemek oldukça zordur. Yapılması gereken şey, öncelikle duygu yoğunluğunu azaltmaya çalışmaktır. Hissedilen duyguların kelimelere dökülmesi, ifade edilmesi duygu yoğunluğunu azaltmaya yönelik ilk müdahaleyi oluşturur. Böylece kişi, hissettiği duyguyu bastırmamış, aksine ifade etmiş olur.

Duyguların değişken ve geçici olduğunu bilmek de duyguları yönetmek adına önemlidir. Hissedilen hiçbir duygu kalıcı değildir. Tıpkı bir hava durumu gibidir. Bir süre sonra duygu yoğunluğu azalacak veya yerini farklı bir duyguya bırakacaktır. Duyguların uzun süre yaşanmasına yol açan şey; o duygulara yol açan düşüncelerin tekrar tekrar akıldan geçmesi ve hatırlanmasıdır. Kişi, sorunları tekrar tekrar düşünerek, olumsuz duyguyu canlı tutmaktadır. Bunu şuna benzetebiliriz. Bir odunun yanma süresi vardır. O odun tamamen yandıktan sonra ateş söner. Ancak o ateşe yeniden bir odun atılırsa ateş canlı kalır ve sönmez. İşte yaşanan olaylar, yeniden düşünüldüğünde, ateşe yeni bir odun daha atılmış gibi olur ve duygu yeniden canlanır.

Duygu geçişini kolaylaştırmak için; hareket etmek, yürüyüş yapmak, derin nefes almak veya farklı bir konuya odaklanmaya çalışmak tercih edilebilecek sağlıklı seçeneklerdir.

Olumlu düşünmek: Kişinin olumsuz bir olay veya durum karşısında olumlu düşünmesi oldukça zordur. Hele yoğun bir duygu durumu yaşıyorsa. Öncelikle yaşanılan yoğun duygu yükünün azaltılması gerekir. Çünkü yoğun bir duygu durumu yaşarken; mantıklı düşünmek, sorgulamak, çözüm üretmek neredeyse imkansızdır. Duyguların yoğunluğunun azalmasının ardından yaşanan olumsuz durumun ortaya çıkardığı kazanımların fark edilmesi için çaba gösterilmesi gerekir. Yaşanan her olumsuz deneyim; kişinin daha önce göremediği, fark edemediği detayları görmesini ve bundan sonraki süreçte nasıl davranmasının daha sağlıklı olacağını düşünmesini sağlar. Ayrıca yaşanan olumsuz deneyimler, olumlu deneyimlerin fark edilmesini ve onların değerinin bilinmesini kolaylaştırır.

Kendini ve dış dünyayı kabul etmek: Kişinin dış dünyada yaşanan olayları kabul etmesi, çözüm adına adım atmasına yardımcı olur. Hayatta istenmeyen, öngörülemeyen, planlanmayan ve kontrol dışında gelişen pekçok şey ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda kişinin; herşeyin kontrolü altında olmadığını düşünmesi, sorunlarla başa çıkabilmek adına güçlü ve yetersiz yönlerini farketmesi, kontrolü dışındaki sorunlarla ilgili bir şey yapamayacağını bilmesi, dış dünyada olup biteni kabul etmesi ve bu gerçekliğe göre hareket ederek kontrolü dışındaki şeylere değil, kontrolü dahilinde yapacaklarına odaklanması sorunun aşılmasını kolaylaştırır.

Çözüme odaklanmak: Kişinin kendisine sorması gereken soru; ‘Neden’ sorusundan çok, ‘Nasıl’ sorusu olmalıdır. ‘Neden’ sorusu, sorunun kaynağını görmeye yardımcı olur ama sadece bu soruya odaklanmak, kişinin çözümü bulmasına katkı sağlamaz. Kişi, sorunun nedenlerine odaklandığında sadece sorunu; sorunu nasıl çözeceğine odaklandığında ise çözüme nasıl ulaşacağını görür. Çünkü beynimiz, odaklandığı konuda fikirler üreten bir organdır. Soruna odaklandığımızda çözümü göremeyiz. Çözümü düşündüğümüzde, beynimiz çözümle ilgili fikirler üretir. Böylece sorun daha kısa sürede çözülmüş olur.

İletişime ve sosyal desteğe açık olmak: İnsan sosyal bir varlıktır ve başka insanlarla iletişim kurmaya, paylaşımda bulunmaya ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçların giderilmesi kişinin yaşadığı sorunların etkisinin azalmasına ve psikolojik dayanıklılığın artmasına yardımcı olur.

Sosyal destek, kişinin güven duyduğu ilişkiler aracılığı ile gerçekleşebilir. Bu desteği sağlayabilecek kişiler çoğu zaman kişinin önemsediği, değer verdiği kişilerdir. Bunlar bazen kişi ile duygusal bağı olan; anne, baba, eş, arkadaş, kardeş, öğretmen, akraba, komşu iken, bazen sadece profesyonel destek alma amacını sağlayacak uzman kişilerdir.

 Oya Sorias, sosyal desteğin farklı şekillerde gerçekleştiğini, bunlar arasında en fazla maddi, duygusal ve bilişsel desteğin olduğunu ifade eder.

Maddi destek; günlük sorumlulukların gerçekleştirilebilmesi için başkaları tarafından sağlanan eylem ya da araçlardır (başkasına ödünç para veya eşya verme, iş imkanı sağlama gibi).

Duygusal destek; kişinin, sevgi, şefkat, saygı, empati ve bir gruba ait olma gibi temel sosyal ihtiyaçlarını gidermeye yöneliktir. Kişinin; kendini seven, değer veren ve gerektiğinde yardım etmekten kaçınmayan insanların var olduğunu bilmesi psikolojik dayanıklılığının yüksek düzeyde olmasına yardımcı olur.

Bilişsel destek ise, bireye kişisel ve çevresel sorunlarla ilgili olarak bilgi verme ve rehberlik etme gibi davranışları kapsar.

Sosyal desteğe ek olarak; benzer zorlukları ya da sorunları yaşayan kişilerin, destekleyici bir eğitim çevresinde sosyal etkileşim yaşaması, çeşitli aktivitelere katılması, bu kişilerle ortak çalışmalar yapılması, paylaşımlarda bulunulması da psikolojik dayanıklılığın artmasına yardımcı olur.

Beslenmeye ve uykuya özen göstermek: Beslenme ve uyku her ne kadar biyolojik etkenler olarak görülse de psikolojik dayanıklılık üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Yetersiz beslenme, vücudumuzdaki bazı besin değerlerinin düşmesine yol açar. Düşen besin değerleri de hem vücudumuzu güçten düşürür, hem de duygularımızın yaşanmasını sağlayan hormonlarımızı doğrudan etkileyerek duygu durumunu olumsuz etkiler.

Beslenme kadar uyku düzeni de kişinin  psikolojisini etkiler. Gece uykusu esnasında salgılanan melatonin hormonu kişinin bağışıklık sistemini güçlendirir, hücreleri yeniler ve yaşlanmayı geciktirici özellik taşır. 23.00- 05.00 saatleri arasında salgılanan melatonin, saat 02.00 ile 04.00 arasında en yüksek değerlerine ulaşır.

 Yeterli beslenme ve uyku; kişinin kendini dinç hissetmesine, bağışıklık sisteminin güçlenmesine ve psikolojik olarak dayanıklılığının artmasına yardımcı olur.

Psikolojik dayanıklılığı artırmak için yukarıdaki faktörlerin dikkate alınması ve günlük hayatta uygulanması bazen kişiyi zorlayan ve  çaba göstermesini gerektiren bir süreçtir. Ancak bu çabayı göstermeden istenen sonuca ulaşabilmek de mümkün değildir. Gösterilen tüm çabaya rağmen kişi zorlanma yaşadığında ve istenen sonuca ulaşamadığında bir uzman desteği almaktan da çekinmemelidir.

Diğer İlgili Makaleler

Gaziantep escort