TR Doktor

Akupunktur ve terapi

Dr. Hatice KÖSECİK

Anahtar Kelimeler:

Akupunktur ve TerapiBursa AkupunkturBursa Akuterapi

Anne ve kız olarak bakım evine getirildiler. Komşuları haber vermiş, kendilerine bakamıyorlar diye. Hiç konuşmayan bir kız ve sürekli eli böğründe gezen, tansiyonu gün içinde 24'lere kadar çıkan yüreği yaralı bir anne. Hayat yormuş belli ki onları, epeyce yıpranmışlar. Son çare de buraya getirildiler. Babadan kalma maaşları var ama ilgilenecek, yardım eli uzatacak insanları yok. Şimdi diyeceksiniz ki, bu devirde kimin var? Herkes kendine çalışıyor, insanlar bencil, kendi çıkarını düşünüyor diye. Ben de; "Yok o kadar da değil, ümit var bizim insanımızda." diyeceğim.
Elbette ümit var, olacağız. Sevim teyze, pek de sevimliydi. Birebir konuşmalarımızda yaşadıklarını anlattı, doymadı konuşmaya. Sürekli söyledi, dinledik, onayladık, sorduk, cevaplarını bulduk beraberce. Aynı zamanda da akupunktur tedavisi yaptık. Tabi ki vücut akupunkturu, manyetik akupunktur ve kulak akupunkturu. Yanında da terapiyle beraber. İnsanın dinlendiğini bilmesi iyi gelir insana. Konuşacak, dert ortağı olacak, seni yargılamayacak birini bulmak kaymaklı baklava gibidir kimi zaman.
Eee konuştu teyzem, dinledik bizde. Acılarını, kocasını, oğlunu ve de iki kızını. Arada bir de söylediği gibi, içine dert olan, komşularının dedikodu yapmasını. Belki bir altı ay anlattı o. Önceleri sürekli yükselen tansiyonu düşmeye başladı. Bir anlaşma yaptık onunla. Dedim ki, "Bak yeter artık, hem ilaç tedavi oluyorsun hem de akupunktur tedavisi. Şu tansiyonu önce bir yoluna koyalım, acile gitmekten yoruldun artık. Tansiyonum çıkıyor diyorsun peşinden 20'leri buluyorsun. Burnunu da kaşıyor ve kanatıyorsun. Ne oluyor söyle bana"
Dedi ki; "Doktor hanım seni çok seviyorum. Tansiyonumu ben çıkarıyorum, artık çıkmayacak söz."
Çok şükür ki o günden sonra çıkmadı tansiyonu bir daha. Zira söz verdi kendine. Ve iyileşmeyi de istedi. Giderek ilaçlarını düzenledik, akupunktura devam ederek tabi ki. Sıra geldi, artık iyileştiğini düşünen teyzemizin eve gitme özlemine. Dedim ki; "Bak kış geldi, biraz daha sabret, bulaşık, çamaşır, yemek derdi yok, yiyip içip geziyorsun. Bak ata da biniyorsun, ben henüz at yüzü görmedim. Kampa da gidiyorsunuz beraber, burası da oldu bir evin. Biraz daha izin ver kendine." Ona da onay aldık teyzemizden. Oturdu, iyileşmeye, iletişim kurmaya devam etti kurumda.
Şimdileri ne mi yapıyor, fazlaca iyi bakılmaktan, düzenli yemekten aldığı kilolar için akupunktur yapıyoruz ona. Ama çok sormuyor artık, ne zaman eve gidebiliriz diye. Demek ki alışıyor insan. Kabulleniyor bir zaman sonra. Arada bir "evim yapıldı, tamir edildi, kızım da bana çamaşır makinesi aldı" dese de susuyor Sevim Teyzem. Beni gördüğünde ilk fırsatta, 'sarılmak yok'  desek de arkadan sarılan, Sevim teyzem ev konusunda suskun bu günlerde.
Bu da bana öğrenilmiş çaresizliği hatırlatıyor ister istemez. Onlar da bir hayat yaşıyorlar ve özgür olmak, tek başlarına dolaşmak istiyorlar belki ama şu anda kendileri için en iyi çözümün bu olduğunu sezinlemiş gibi susuyorlar.  Öyle ya, burada iyileşen her hastanın yaşam şartları uygun olamıyor dışarıdaki hayat için. Maddi manevi dört dörtlük olamayınca elbette izin de verilemiyor onlara. Zira dışarıdaki bir sürü insandan daha iyi bir ortamda huzurla yaşamaları büyük bir ikram aslında.
Yolum bu bakım evinden geçmeseydi belki de benim farkındalığım bu kadar oluşmayacaktı.
Bir yerlerde insanları bekleyen bu tarz yaşayanlarımızın olduğunu görmek, elindekinin kıymetini unuttuğunda, unutanın buraları ziyaret etmesi gerektiğini düşünüyorum. Elbette elindekine şükür edebilmek için. Onlar sadece ne isterler bilir misiniz? Samimi bir gülüş ve belki de bir çikolata, fazla değil.
İyi ki varsınız ATA Bakım, iyi ki varsınız Huzur Bakım.
Elimizdekinin şükrünü bize hatırlattığınız ve de işinizi layığıyla yaptığınız için...

Diğer İlgili Makaleler